
Bilindiği üzere Haçlı Seferleri’nin ana sebepleri dini ve ekonomikti. Tabii biz Türklerin durdurulamaz ilerleyişini de unutmayalım. En önemli sebebi, o devirde İslam memleketlerinin zengin ve refah içinde olmasına karşın Avrupalılar, yoksulluk ve kıtlık içinde yaşamaktaydı. I.Haçlı Seferi, 1096-99 yılları arasında oldu ve bu sefer, onların başarıya ulaştığı tek harekât olarak tarihe geçmiştir. Bir sonraki 1101 yılı seferinde ise, Türklerin Haçlılara karşı nasıl toparlandığını işlemiştik. II.Haçlı Seferi ise 1145-47 senelerinde gerçekleşti ve Selçuklu Türkleri’nin kesin zaferi ile sonuçlandı. Tabiî ki bu seferde yalnız değildik. Nureddin Zengi de o yıllarda Haçlılar’a karşı başarıyla mukavemet gösterdi. Gelelim III.Haçlı Seferine…
Önce, devrin Mısır ve Suriye sultanı Selahaddin Eyyubi’den biraz bahsedelim. Selahaddin, 1138 yılında Tikrit şehrinde dünyaya gelmişti. Babası Necmeddin Eyyub, Büyük Selçuklular’ın valisi konumundaydı. 1139 senesinde Eyyub, kardeşi Esedüddin Şirkuh ile birlikte İmameddin Zengi’nin hizmetine girmiştir(İmameddin, Nureddin Zengi’nin babasıdır ve 1146 yılında ölünce oğlu Nureddin, onun yerine geçmiştir). Selahaddin, amcası Şirkuh’un yanında yetişti. 1164 ve 1169 yıllarında Fatımiler’in üzerine yapılan seferlerde kumandanlığını ve liderliğini ispat etti. 1169 senesi Kahire fethedildiğinde Şirkuh bölgenin yöneticisi oldu. Ancak 2 ay sonra vefat etti. Bu vesileyle Selahaddin “el-Melikü’n-Nasır” unvanıyla vezir tayin edilmiştir (26 Mart 1169). Sonraki iki sene içinde Mısır’a tamamen hâkim olan Selahaddin, Nureddin Mahmud’un desteğiyle 1171 yılında Fatımiler’i ortadan kaldırır ve hutbeyi Bağdat Sünni İslam halifesi adına okutmaya başlar. Selahaddin, bu tarihten sonra Haçlılar’a karşı bir dizi harekâta girişmiştir. Asıl konumuzla alakalı olmadığı için detaylara girmeyip Hıttin Muharebesi’nin çıkışı öncesi olan olayları özetleyip, III.Haçlı Seferi’nin çıkışına bağlamaya çalışacağım.
Selahaddin, 1171-83 yılları arasında sahip olduğu hâkimiyet sahasını iyice genişletir ve Dicle kıyılarına kadar uzanıp bölgedeki Haçlı devletlerini adeta çember içine alır. Bu dönemde Kudüs Krallığı iç karışıklıklardan kafasını kaldıramaz vaziyettedir. 1185 yılında V.Baudoin, Trablus Kontu III.Raimond’un naibliğinde taç giyerek Kudüs kralı olur. Naipliğin sebebi ise Baudoin’in henüz sekiz yaşında olmasıdır. Raimond, durumun daha çok kötüleşmesini önlemek için Selahaddin ile dört yıllık antlaşma yapar. Daha 1170’lerde Avrupa’dan istenen yardıma, özellikle de Bizans İmparatoru’nun yenilgiye uğraması ve Avrupadaki kralların, yeni bir Haçlı Seferi’ne sıcak bakmaması yüzünden bir türlü cevap verilememişti. Raimond’un amacı ise yardım gelene kadar Selahaddin’i oyalamak ve içte birliği sağlamaktı. Fakat O, 1186’da ölünce bütün planlar suya düşer. Joscelin de Courtenay’ın başını çektiği saray partisi anlaşmayı hiçe sayar. Naib III.Raimond ve maiyeti yönetimden indirilir ve ölen Baudoin’in annesi olan Sibylle’e taç giydirilir. O da kocası Guy de Lusignan’a taç giydirip Kudüs Kralı ilan eder.
Guy de Lusignan, tahta geçtiğinde önceki antlaşmanın sürdürülmesini isteme taraftarıdır. Ancak bir sorun vardı ki, onun adı Renaud de Chatillondu. Bu adam, ezelden beri Müslüman düşmanıydı. Halep’te on altı yıl boyunca esaret altında yaşamıştı. Daha sonra bir şekilde Filistin’e gelerek Kerek-Şevbek hâkimi oldu. 1182 yılında Kızıldeniz’e donanma göndermiş, kutsal şehirler Mekke-Medine’ye saldırmak için planlar yapmaya başlamıştı. Bu bölgede bir dizi korsanlık, yağma ve katliam yaptı. Ticaret gemilerini zapt etti, savunmasız kervanları bastı. Selahaddin’in kardeşi Mısır valisi el-Melikü’l- Adil, acilen donanma hazırlatıp başına Hüsameddin Lü’lü’yü kumandan olarak tayin etmiştir. Lü’lü, ilk olarak Eyle’yi kurtarmış, daha sonra güneyde Chatillon’un donanmasıyla karşılaşıp onu imha etmeyi başarmıştır. Renaud ise buna misilleme olarak 1186 yılının sonuna doğru Moab bölgesinde Müslümanlara ait kervana saldırıp tüccarları, mallarıyla birlikte Kerek Kalesi’ne hapsetti. Selahaddin ona antlaşmayı hatırlatarak esirleri serbest bırakmasını ve tazminat ödemesini istedi. Pek tabiî ki Renaud, bunu reddedince antlaşma bozuldu ve savaş kaçınılmaz hale geldi.
1187 ilkbaharında iki tarafta savaş hazırlıklarına başladı. 4 Temmuz 1187 yılında Taberiye tarafında Hıttin Köyü’nde meydana gelen savaşı Selahaddin Eyyubi, kesin bir zaferle kazandı. Haçlılar’ın neredeyse tamamı kılıçtan geçirildi. Tapınak(Templar) ve Hastane(Hospitalier) şövalyeleri tamamen katledilirken kalan şövalyelerin canları bağışlandı ve kimisi fidye karşılığında serbest bırakıldı. Selahaddin, 2 Ekim 1187 Mirac gecesi Kudüs’e girdiğinde gereksiz yere kan dökülmesine kesinlikle müsaade etmemiş, halka karşı oldukça merhametli davranmıştır.
***
İşte bu şekilde Hıttin Muharebesi, Avrupa tarafında büyük bir hezimetle sonuçlanınca acilen yeni bir Haçlı seferi için hazırlıklar başladı. Hedef, Kudüs’ü onlara göre dinsiz(!) Türklerin elinden kurtarmaktı. Haçlı birliklerinin kumandanı Alman İmparatoru Friedrich Barbarossaydı. 1188 yılında Papa ile konuşan İmparator, aynı yıl hazırlıklara başlamıştı. Sefer sırasında topraklarının içinden geçecek olan hükümdarlara haber göndererek geçiş izni istemişti. Bunlardan biriside Türkiye Selçuklu Devletiydi. Esasen Sultan Kılıç Arslan ve Barbarossa arasında 1171 yılından biri kurulmuş bir dostluk söz konusuydu. O yıl, Barbarossa’nın akrabası Saksonya Dükü Henri, Sultan tarafından misafir edilmişti. Nitekim Alman İmparatoru Edirne’ye ulaştığı sırada hem Kılıç Arslan, hem de oğlu Kutbeddin Melikşah’ın elçileri, ordusunun ülkelerinden güven içinde geçebileceğini bildirmişlerdi.
Friedrich Barbarossa, elçilerin güvencesi ve Sultan ile aralarındaki eski dostluk sebebiyle Anadolu’yu kaza, bela olmaksızın geçebileceği kanaatindeydi. 1190 yılı ilkbaharında Denizli’ye ulaşan İmparator, Uluborlu’yu da geçtikten sonra Miryokefalon’un kuzeyinden Selçuklu ülkesi sınırlarına girdi. Ancak bundan sonra evdeki hesap çarşıya uymaz ve Almanlar, ne olduğunu anlamadıkları bir şekilde Türkmenlerin sürekli saldırılarına uğramaya başlar. Barbarossa, saldırılardan Kılıç Arslan’ı sorumlu tutar. Şu vardır ki, bu Türkmenlerin çoğunluğu 1185-1195 yılları arası Harzemşahlar’ın baskısı sebebiyle Türkistan’dan göç eden Oğuzlardı. Alman İmparatoru, Anadolu’nun siyasi yapısını bilmediğinden Oğuzların doğrudan Sultan’a bağlı olduğunu düşünmüş olacak ki, mevcut duruma oldukça sinirlenmiş, Kılıç Arslan’ı ikiyüzlülükle suçlamıştı. Alman ordusundaki Selçuklu elçileri ise İmparator’a bu saldırılardan Sultan’ın hiçbir şekilde bilgisi olmadığı, Türkmenlerin yarı bağımsız olup, bir noktada başlarına buyruk hareket ettiklerine inandırmaya çalışmışlardır. Ancak, İmparator’un son kararı bu saldırılar yüzünden doğrudan başkent Konya’ya yürümek olmuştur.
İlerleyen Alman ordusuna ilk başta Kutbeddin Melikşah’ın emrindeki Türkmenler karşısına çıktı. Ancak onların mukavemeti sonuçsuz kaldı. Mayıs sonu Haçlılar, Konya’yı yağmalamıştır. II.Kılıç Arslan’ın barış girişimleri sonucunda Selçuklu-Haçlı savaşı sonlanmıştır. Bu olaylardan sonra Barbarossa, Konya’dan ayrılır ve güneye doğru ilerler. Fakat Silifke tarafında atıyla birlikte Göksu nehrine giren İmparator, sebebi belli olmayan bir şekilde nehirde boğularak hayatını kaybeder. Haziran 1190’da olan bu hadiseden sonra III. Haçlı Seferi amacına ulaşamamıştır.
YARARLANILAN KAYNAKLAR:
http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=140536
http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=360337&idno2=c360236#1
AYÖNÜ, Yusuf, Selçuklu-Bizans Münasebetleri (1116-1308), T.C. Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Doktora Tezi, İzmir – 2007
Bezer, Öğün, Gülay. Türkiye Selçuklu Tarihi, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir
