
Ortaçağdaki bütün İslam devletlerinde, özellikle de Büyük Selçuklu Devleti’nde olduğu gibi Türkiye Selçuklu Devleti’nde de devletin merkezinde hanedan bulunur. Hanedan,saraydan başlayarak merkez,eyalet ve ordu teşkilatlarının tamamına nüfuz eder.Taşrada ise Miryakefalon Savaşı(1176)’na kadar Türkmenler etkili olmuştur.Bu tarihten sonra devlet,hızla merkeziyetçi olmaya başladığı için bağlı Türkmen beyliklerinin(Mengücekli,Artuklu vs…) yerini gulam ve ikta sisteminden yetişmiş olanlar almıştır.Şimdi hanedan ve sultanın devlet içerisindeki konumu ve gücüne değinelim.
Tıpkı Büyük Selçuklu ya da Osmanlı İmparatorluklarında olduğu gibi Türkiye Selçuklularında da hükümdarlık hakkı Kutalmışoğulları hanedanına mensup kişilerin elindeydi. Ülke hanedanın ortak malı olup yine eski Türk devletlerinde olduğu gibi “kut”[1] sahibi olanlar tahta çıkabiliyordu. Kimdir bu “kut”lanmış olanlar? Kısaca hanedana mensup olan bütün erkekler diyebiliriz. Ancak hatırlanacağı üzere Emir Süleymanşah’ın vefatından sonra ülkeyi “naib” sıfatıyla idare eden Ebu’l-Kasım,hiçbir şekilde saltanat iddiasında bulunmamış,daha sonra yerine geçen oğlu Ebu’l-Gazi de tıpkı babası gibi davranıp Emir Süleymanşah’ın oğlu Sultan I.Kılıç Arslan’a Selçuklu tahtını hiçbir direniş göstermeden teslim etmiştir.
Ülkenin hanedanın ortak malı olduğunu söylemiştik. Bu inanış zaman zaman ülkeyi şehzadeler arasında bölüştürmenin önünü açıyordu. Nitekim II.Kılıç Arslan, vefatından önce Türkiye Selçuklu ülkesini 11 oğlu arasında paylaştırmıştır.Ancak kendisinden sonra şehzadelerin arasında vuku bulunan saltanat mücadelesi devleti feci şekilde yıpratmış,bu uygulamadan tamamen yüz çevrilmiş ve merkeziyetçi politikalar uygulanmaya başlanmıştır.
Şimdi gelelim Selçuklu Sultanlarının iç ve dış meselelerde etkilerine…
Evvela o zamanın siyasi durumuna şöyle bir göz atacak olursak, Türkiye Selçuklu Sultanlarının Büyük Selçuklu Sultanları kadar Abbasi Halifeliği[2] ile ilişkilerinin çok yoğun olmadığını görürüz. Şöyle ki;Emir Süleymanşah, vakt-i zamanında Sultan Melikşah’a karşı bağımsızlığını tasdik ettirmek için Fatımi Halifeliği’ne[3] başvurarak,kendi topraklarına Şii kadı ve hatip tayin edilmesini istemiştir.Tabi bu konu yüzeysel bakılacak olursa Süleymanşah, Sünni İslam dünyasına hainlik etmiş gibi görünür ama aslında öyle değildir.Amaç,tamamen siyasi bakımdan Büyük Selçukluya karşı meydan okumadır.Daha sonra Abbasiler yıkılarak hilafetin tamamı Mısır’a intikal edince halifelerin adları hemen hemen hiç zikredilmemiştir.Mesela kaynaklarda II.Kılıç Arslan adına bastırdığı bir sikkede “burhanû/kasîmu/nâsıru Emîri’l Mü’minîn(Müminlerin yardımcısı/ortağı) ibarelerini kullandığı söylenir.
Türkiye Selçukluları, özellikle en güçlü zamanlarında bölgedeki beylik ve hristiyan krallıkları kendisine tabi kılmıştır. Mesela Kilikya Ermeni Kralı bastırdığı paralarda zamanın Selçuklu Sultanlarının(Alaeddin Keykubad,Gıyaseddin Keyhüsrev)isimlerine yer vermiştir.Anadolu beyliklerinden ise Artuklular(Mardin ve Hasankeyf kolu),Mengücekliler,Eyyubi Melikleri ve Musul atabeyi Emir Lü’lü de zaman zaman ecdadımıza tabi olmuşlardır.
SULTANLIK ALAMETLERİ
- Türkiye Selçuklu Devleti Sultanlık alametlerinden birincisi başkenttir.”Neden ülke bir başkente sahip olmalıdır?” diye sormaya da gerek yoktur aslında :)) Sultan, ülkesini etkin bir şekilde yönetmek istiyorsa sarayın,idari ve adli mercilerin bulunduğu bir merkeze mutlaka sahip olmalıdır.
- Türkiye tarihinin ilk dönemlerinden beri saray; han,hakan ya da sultanların hakimiyet sembolü olarak kabul edilir.
- Hükümdarlık tahtı; “serir” kelimesiyle de ifade edilir.
- Sancak ve bayrak; özellikle savaşlarda çok önemli olup sancağın düşmesi kimi savaşlarda ordunun da dağılmasına sebep olurdu. Sultan I.Alaeddin Keykubad’ın sancağının sarı renkte olduğu kaynaklarda rivayet edilir.
- Selçuklu Sultanları, hakimiyetlerinin göstergesi olarak kapısında günde beş vakit davul çaldırırdı(Namaz vakitlerine denk getirirlerdi).Çalınan bu davula “nevbet” adı verilir. Bazı zamanlar sultana tabi olan beylerde bu davuldan günde üç vakit olmak kaydıyla çaldırırlardı. Beş kez çaldıran isyan etmiş sayılırdı.
- Sultanlık alameti olarak kullanılan diğer bir eşya ise “Çetr” olup sultanın özel şemsiyesidir. Siyah ya da mavi renk tercih edilmiştir.
Bunlardan başka hakimiyet sembollerini şöyle yazabiliriz:
Unvan-Lakap-Künye ve Hutbe ve Sikke
Selçuklu sultanları, iç ve dış siyasette bulundukları mevki ve statüsünü ifade etmek için çeşitli unvan ve lakap-künyeler kullanmışlardır.Mesela Kutalmışoğlu Süleymanşah,kaynakların bildirdiği üzere “Emir” unvanını kullanmış,I.Kılıç Arslan ise “Sultan” unvanını kullanmıştır.Tabi bu “sultan” unvanını böyle yazıldığı gibi kullanmamışlar,devrin sikkelerinde de belirtildiği üzere “es-sultanü’l-muazzam”(ulu sultan) ya da “es-sultanü’l-a’zam”(en büyük,yüceler yücesi sultan) şeklinde kullanmışlardır.”es-sultanü’l-kahir”(kahreden sultan),”es-sultanü’l-galib”(kazanan sultan) unvanları da zaman zaman ecdadımız Türkiye Selçuklu sultanları tarafından kullanılmıştır.
İslam dininde Cuma ve bayram namazlarında okunan hutbe, o zamanlar hükümdarın kendini ifade etmekte kullanılan bir sembol olmuştur. Hükümdarlar bu sayede ülke halkıyla iletişim kurabilmişler emirlerini onlara aktarabilmişlerdir.
Bir diğer alamet olan sikke de aslında ekonomik bir araç olmasına rağmen para disiplinini sağlayan yöneticilerin sikkelerin üzerinde adının ve unvanının yer alması, sikkeleri tarih araştırmalarında çok önemli bir konuma getirilmiştir.Aynı zamanda basılan paralar toplumun her kesimine de ulaştığı için herkes hükümdarının kim olduğunu bu sayede biliyordu.Türkiye Selçuklu Devleti’nde bilinen ilk sikke, Sultan Izzeddin I.Mesud’a aittir.
***
Saray Teşkilatını da direkt olarak kaynaktan alıntı yapmayı uygun gördüm. İşte Selçuklu sarayının görevlilerinin listesi:
- Melikü’l-Hüccab ya da Emîr-i Hâcib: Sarayın en büyük amiridir. Maiyetinde hacibler vardır.Sultan ile Divan-ı A’la yani hükümet arasındaki irtibatı sağlardı.Ancak kaynaklarda onlardan daha çok komutan veya elçilik gibi geçici görevleri dolayısıyla bahsedilmektedir.
- Emîr-i Perdedâr: Sultanın huzuruna girip çıkanlardan sorumlu olan emirdir.
- Üstâdü’d-dâr: Sarayın mutfak,fırın ve ahır gibi bütün kısımlarının ihtiyaçlarını ve saray personelinin maaşlarını,bu iş için tahsis edilen kaynaktan karşılayan görevlinin adıdır.
- Emîr-i dâd: Özellikle sultana ve devlete karşı, yani siyasi suç işlediği iddiasıyla cezalandırılan kimselerin cezalarını infaz ederdi. Kendisine ait sarayı ve maiyeti olan bu emir görevi dolayısıyla çok etkili bir konumda olduğundan kendisinden korkulurdu.
- Emîr-i âhur: Sarayın ahırından ve sultanın atlarından sorumlu olan emirdir.
- Emîr-i alem: Merasim ve seferler sırasında sultanın sancağını taşıyan ve ondan sorumlu olan emirdir.
- Emîr-i câmedâr: Sultanın elbiselerinin bulunduğu câmehâneden ve sultanın giyim kuşamından sorumludur. Emîr-i câmedâr ve maiyeti yeni tahta çıkan sultana bohçalar içinde elbiseler ve altın hil’atler sunarlardı.
- Emîr-i candâr: Farsçada silah anlamına gelen can ile taşıyan anlamındaki “dâr” kelimesinden oluşturulan bir unvandır. Bu emir sultanın ve sarayın güvenliğinden sorumlu olan candarların emiridir.
- Emîr-i çaşnigîr: Çaşnigir lezzet tutan, tadına bakan anlamına gelen Farsça bir terkiptir.Sultanın sofrasından,yemeklerinden sorumludur.Bu emirin asıl önemi,sofraya getirilen yemeklerden sultandan önce tadarak zehirli olup olmadığını belirlemekti.Dolayısıyla böyle bir durumda önce kendi canından olacağı için,onun en büyük çabası bu ihtimali önleyici tedbirler almaktı.
- Emîr-i meclis: Sadece Türkiye Selçuklularında bulunan bu emir sultanın eğlence meclislerinin düzenlenmesinden sorumludur. Diğer Selçuklu hanedanlarında da başka bir emirin sorumluluğunda veya başka bir unvanla bu görevi yürütenlerin olması muhtemeldir.
- Emîr-i silah: Sarayın silahhanesinden sorumlu olan ve merasimlerde sultanın silahını taşıyan emirdir.
- Emîr-i şikâr/Emîrü’s-sayd: Sarayın av hayvanlarından sorumlu olan ve bir nevi savaş tatbikatı mahiyetindeki sultanın av merasimlerini düzenleyen emirdir. Av kuşlarından sorumlu olan bazdar(kuşçu) bu emrin maiyetinde görev yapar.
- Emîrü’t-taşt/Taştî: Kaynaklarda asıl göreviyle ilgili pek bilgi bulunmayan bu emirin ise hükümdarın leğen,ibrik gibi el-yüz yıkamak veya abdest almak için kullandığı kaplar ile çamaşır yıkama kaplarının ve kılıç,ayakkabı,minder,seccade gibi eşyalarının bulunduğu taşthâne
- Şarabdâr-ı hâss/Şarab-sâlâr: Sarayda her türlü meşrubatın muhafaza edildiği şarabhaneden ve hükümdarın meclislerinde onun ve misafirlerinin içeceklerinden sorumludur.
- Hazinedâr-ı hâss: Sultana ait para,mücevher,hil’at,silah ve değerli eyer takımlarının muhafaza edildiği hazineden sorumludur.
- Rikâbdâr: Üzengi tutan anlamına gelen bu unvan sahibi emir,sultanın ata binip inmesine yardımcı olur ve saltanat alameti gâşiye[4] yi merasimlerde sultanın önünde taşırdı.
- Müneccim: Astrolojiyle uğraşan ve sultanın vereceği önemli kararlar arefesinde muhtemel olumlu,olumsuz gelişmeler hakkında öngörülerde bulunan kişidir.
- Üstâd-ı saray nam-ı diğer Muallim: Sarayda şehzadelerin eğitimiyle meşgul olurdu. Yazışma,haberleşme,hesap ve tarih gibi konularda dersler verdiği anlaşılmaktadır.
DİPNOTLAR:
1.Türk tarihinde asıl İskit ve Hun devletlerinden beri olan kut; Hükümdar’a ülkeyi adaletli bir şekilde yönetmesi için bu görevin Tanrı tarafından verildiği inancıdır.
2.Günümüzdeki Irak topraklarında 750-1258 yılları arasında hüküm süren, kurucusu Ebu’l-Abbas’ın Hz.Muhammed(s.a.v)in soyundan geldiği halifeliktir.Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey,1055 senesinde Bağdat seferine çıkmış;Abbasileri,Deylem asıllı bir hanedanın kurduğu devlet olan Büveyhilerin baskısından kurtarmıştır.
3.Merkezi Kahire olan bu halifelik, Şii inancına mensuptur.1171 yılında Eyyubiler tarafından hakimiyetlerine son verilmiştir.
4.Aslı Arapça olan bu kelime,Selçuklularda atların eyer örtüsüdür.
BAŞVURULABİLECEK KAYNAKLAR:
Bezer, Öğün, Gülay. Türkiye Selçuklu Tarihi, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir.
