Alâeddin Keykubad siyasi açıdan büyük başarılara imza atmış bir hükümdardır. Tüm tarihçilerin ittifakla üzerinde durduğu gibi bir devletin güçlü olabilmesi, güçlü bir kültürel yapı ve başarılı bir siyasi politikaya bağlıdır. Alâeddin Keykubad bu örneği en iyi yansıtan hükümdarlardan biridir. Keykubad, gayet olumlu şartlarda devraldığı ülkeyi on yedi yıllık saltanatı boyunca her yönü ile daha da geliştirerek zirveye taşımayı başarmıştır. Başarısındaki en büyük etkenlerden birisi hiç şüphesiz ticarete verdiği büyük önemdir. O devrin iki önemli liman şehri Antalya (1207) ve Sinop’tan (1214) hareketle ülkesinin sahil şeridini genişletmiş, donanma inşaatına ve ticarete kuzey-güney ekseninin de dahil edilmesine büyük önem vermesi takdire şayandır. Özellikle Alâiye’nin (Alanya) mamur bir Selçuklu limanı haline getirilmesi (1221-1222) ve Kıbrıs Krallığı ve Venedik Cumhuriyeti ile yapılan anlaşmalarla Selçukluların ve onlara tabi tüccarların bölge ticaretindeki konumunun son derece güçlendiği söylenebilir. Bununla birlikte Çukurova’daki Ermeni kralı, Trabzon Rum imparatoru, Halep Eyyûbî meliki ve Mardin Artuklu meliki Keykubad’ı metbû tanımıştır.
Alâeddin Keykubad âdil, ciddi ve otoriter bir hükümdardı. Devlet işlerini bizzat yakından takip eder, görevini ihmal edenlere müsamaha göstermezdi. İbnü’l-İbrî isminde devrin vakanüvislerinden olduğunu düşündüğüm bir zat Keykubad’ın çok akıllı, siyasî zekâsı yüksek, ahlâklı ve namuslu bir hükümdar olduğunu belirttikten sonra devletinin gücünü arttırdığını, şanını yücelttiğini, ülkesini genişlettiğini, birçok hükümdarın kendisine tâbi olduğunu, âlemin onun önünde eğildiğini ve bundan dolayı kendisine “dünyanın sultanı” denildiğini kaydeder. Alaeddin Keykubad aynı zamanda hüküm sürdüğü dönemde olabildiğince merkeziyetçi politika sürdürme gayretinde olmuştur. Nitekim babası İzzeddin Keykavus’un döneminde kendisini tahta çıkaran emirlerin gittikçe artan bir şekilde nüfuz kazanmalarından dolayı aralarında sıkıntılar olmuştu. Ancak Keykubad, iyi hesaplanmış bir planla döneminde artık iyice çığırından çıkmış emirleri öldürterek otoritesini artırmış olsa da, kimi kaynaklara göre bu şekilde 24 emiri öldürtmesi, ileriki yıllarda niteliksiz devlet adamının kalmaması yüzünden zayıflamaya da sebep olmuştur.
Sultan Alaeddin’in gayrimüslim halk ile arasındaki ilişkiye değinmekte de fayda var. Nitekim Yassıçemen Savaşı’ndan dönerken Kayseri’ye yaklaşınca Müslümanlar imamlarıyla, Hristiyanlar da papazlarıyla ve ellerinde haçları ve çalgıları ile Sultanı karşılamaya çıkmışlar, ancak Müslüman halk, Hristiyan tebaayı geriye iterek, tebrik ve dostluk dileklerinde ön sırada olmalarına meydan vermek istememişler, Hristiyanlar da bunun üzerine bir tepeye çıkarak bir şekilde kendilerini göstermişlerdir. Hristiyan tebasının ayrı durduğunu fark eden Alâeddîn Keykubad ordugahından kalkıp yanlarına gelir ve aralarına karışıp, çalgılarını çalmalarını ve yüksek sesle şarkılarını söylemelerini buyurur.
Sultan Alaeddin, siyasi olduğu kadar mimari açıdan da önemli çalışmalar yapmış olup, zamanında Anadolu’da yüzlerce cami, mescid, medrese, hamam, kervansaray, köprü gibi hayır eserleri yapılmakta iken bir taraftan da komşu devletleri birer birer idaresi altında toplamıştır. Nitekim Cengiz fırtınası esmeye başladığı zaman herhangi bir tehlikeye karşı memleketini müdafaa etmek maksadıyla Sivas, Kayseri, Konya, Niğde, Afyon gibi memleketin belli başlı şehirlerini kalelerle güçlendiren ileri görüşlü bir hükümdardır. Daha sonra mimar, ressam ve işçileri toplayarak yaptığı bu inşaatın masraflarını kısmen saltanat haslarından kısmen de, Sinop’ta olduğu gibi, büyük emirlerin kendi servetlerinden temin etmiş ve onların katılımlarıyla da namlarına konulan kitabeler ile ebedileştirilmiştir. O devirde inşa tarihi tam olarak bilinmeyen iki saraydan biri Kayseri yolu üzerinde bulunan Keykubadiye Sarayı ve Konya-Beyşehir yolu üzerindeki Kubadabad Sarayı’dır. Bunların haricinde bugün izi kalmamış olsa da, vakfiyesi kayıtlarda yer alan Konya Darüşşifası (Darüşşifâ-i Alâiye) da yer almaktadır. Yine Konya’daki sağlık tesisleri arasında Sultan Alâeddîn Keykubad tarafından 1236 yılında bir ılıcanın da yaptırılmış olduğu bilinir.
Alâeddin Keykubad bir gün beylerine verdiği büyük bir ziyafet sonrasında hastalanmıştır. Yediği kuş etinden dolayı zehirlendiği iddia edilse de ben bunun kesin olmadığını düşünüyorum. Neticede o veya bu sebepten kuvvetten düşmüş ve 1237 senesinde vefat etmiştir. Evet arkadaşlar Türkiye Selçuklu Devleti’nin en kudretli hükümdarını bilgim yettiğince anlatmaya çalıştım. Umarım beğenmişsinizdir. Sağlık ve esenlikle kalın…
YARARLANDIĞIM KAYNAKLAR:
https://tr.wikipedia.org/wiki/I._Alaeddin_Keykubad
TDV İslam Ansiklopedisi “Keykubad I” maddesi
RUKİYE ÇEVİK, Alaeddin Keykubat Devrinde Türkiye Selçuklularında Devlet ve Sosyal Hayat
