SÜLEYMANŞAH’IN AKDENİZ SEFERİ VE UKAYLİ EMİRİNİ YENMESİ

Süleymanşah,Çukurova ya da o zamanki tarihi adıyla 1082 senesinde Kilikya bölgesine bir sefer düzenler ve Adana,Ayn-zerba,Misis ve bölgenin en önemli şehirlerinden olan Tarsus’u ele geçirir.Daha sonra ordusuyla birlikte İznik’e geri döner.

Şimdi Antakya şehri hakkında biraz bilgi vereyim:

Antakya ya da tarihi adıyla Antiokheia; M.Ö.300 yılında Seleukos kralı I.Seleucus tarafından Antigonia kenti yerine kurulmuştur.Şehir zamanla Suriye’nin merkezi olmuş,Roma İmparatorluğu döneminde Roma ve İskenderun’dan sonra üçüncü büyük şehir konumuna yükselmiştir.Bundan sonra Sasaniler zamanında oldukça tahrip olmuş ve Bizans İmparatoru Justinian tarafından şehir tekrar onarılıp imar ettirilmiştir.En son 969 yılından 1080 li yıllara kadar Bizans hakimiyetinde kalan şehir,Süleymanşah’ın dönemine kadar Arap Ukayli Emirliği’ne bağlanmıştı ve onlara yıllık haraç ödüyordu.

Şimdi,Antakya’yı fethetmek isteyen sadece Rükneddin Süleymanşah değildi.Bölgede ona rakip iki güçlü hükümdarın da gözü bu şehirdeydi.Bunlardan biri,Suriye Selçukluları’nın meliki olan Tacüddevle Tutuş,diğeri ise az önce zikrettiğim Ukayli Emirliği’nin başı olan Şerefüddevle Müslim b. Kureyş’tir.Tuhaf olan durum ise bu üç melik,kağıt üstünde Sultan Melikşah’a tabiyetlerini arzediyorlardı; ama birbirlerinin menfaatlerine ters düşecek şekilde Antakya’yı almak istiyorlardı.Bu yüzden Süleymanşah’ın burayı fethetmek için büyük hazırlıklara girişmesi gerekecekti.Bundan kasdım sadece savaş için asker toplamak değil,Drakon anlaşmasına rağmen başta Batı sınırları olmak üzere tüm ülkenin güvenliğini sağlaması gerekiyordu.Çünkü Antakya’nın fethinden sonra Şerefüddevle ve Tutuş gibi kendisinin çağdaşı iki güçlü hükümdarı karşısına alacaktı.Süleyman’ın bu konuda içini ferahlatan en büyük şeylerden biri naibi olan Ebu’l-Kasım’dı.O da tıpkı vezir Nizamü’l-Mülk gibi güçlü ve basiret sahibi bir devlet adamıydı.Nitekim,hazırlıklarını yaptıktan sonra naibini İznik’te bırakan Süleyman,yanına 3000 kadar süvariyi alarak Antakya’ya sefere çıkar.Şimdi gelelim Antakya tarafındaki olaylara.

Philaretos’un Urfa’da kumandan olarak bıraktığı oğlu Barsam ile bir sebepten araları açılmıştı.Bu yüzden Philaretos,onu tutuklatıp hapse attırmıştır.Halk(şehrin şahnesi dahil)bu zalim heriften iyice bıkıp usanmıştı.Antakya’nın o zamanki şahnesi olan İsmail(bildiğim kadarıyla şahne;o zamanki emniyet müdürleridir),Barsam ile anlaşmış ve onu hapisten kurtararak Philaretos aleyhinde işbirliği yapmıştı.Bu sırada O,Urfa civarında bir düğünde olduğundan Barsam,İznik’e kaçmış ve Süleymanşah ile Antakya’nın teslimi konusunda anlaşmıştır.

İşte bundan sonra Süleyman,kaynakların rivayetine göre 12 günlük bir yolculuktan sonra Antakya önlerine varmıştır.İlerleyişinin bilinmemesi için geceleri yol almış,gündüzleri ise konaklamıştır.Gece,Faris kapısı tarafından gizlice giren Selçuklu askerleri,şehrin kapılarını ordunun kalan kısmına açmış,böylece 12 Aralık 1084 Pazartesi günü iç kale hariç Antakya,mukavemetle karşılaşılmadan fethedilmiştir.Şehir halkı sabah uyandıklarında karşılarında gördükleri askerleri önce Philaretos’un ordusundan zannetmiş,Türk olduklarını sonradan anlamışlardır.Halkın bir kısmı iç kaleye,bir kısmı Habibün-Neccar dağına sığınmış,bazısı ise şehri terk edip kaçmıştır.Süleymanşah,yerli halka hiçbir şekilde kötü muamelede bulunmamış,herkesin canını bağışlamıştır.Şehrin iç kalesi ise,1 aylık bir direnişten sonra 12 Ocak 1085’te teslim olmuştur.

Selçuklular,Antakya’ya hakim olduktan sonra şehri derhal imar etmeye başladılar.Devrin ünlü kiliselerinden olan Mar Cassianus,camiye çevrildi ve takribi 100 müezzin tarafından ezan ve tekbir sesleriyle açılışı yapılıp kutlandı.17 Aralık 1084 günü ilk Cuma namazı kılındı.Ermeniler ve Süryaniler,Bizans’ın mezhep farklılıklarından dolayı zulmünden o kadar usanmışlardı ki Selçuklular’ın adil yönetimi onlara ilaç gibi gelmiş,ferahlamışlardı.Nitekim,Mar Cassianus kilisesi camiye çevrildikten sonra Süleymanşah’tan izin alırlar ve Meryem Ana ve Aziz Cercis adında kendilerine iki kilise yaptırırlar.

Antakya şehri fethedildikten sonra Sultan Melikşah’a bir elçi yollanarak bildirilmiş,devrin meşhur şairi Ebiverdi,bu zaferle alakalı bir kaside yazmıştır.

Bundan sonra Süleymanşah’ın karşısına Şerefüddevle Müslim b.Kureyş çıkmıştır.İlk olarak Süleyman,Antakya’yı fethettikten sonra Şerefüddevle,her yıl aldığı cizyeyi bu sefer Süleymanşah’tan ister.O ise,artık burasının Müslüman bir memleket olması sebebiyle cizye veremeyeceğini söyler.Bu durumda savaş kaçınılmaz olur.İki taraf,20 Haziran 1085’te Antakya ve Halep arasındaki Kurzahil mevkisinde karşılaşırlar.Şerefüddevle’nin tarafında daha önceden Süleymanşah ve Melikşah’a kırgın olan Artuk Bey ile Harput Kalesi’nin hakimi Çubuk Bey bulunuyordu.

Savaşın başladığında Şerefüddevle üstün görünüyordu ve kazanacağından adı gibi emindi.Ancak Çubuk Bey kısa süre sonra emrindeki Türkmenler ile birlikte Süleymanşah’ın tarafına geçti.Bunu birde Beni Kilab ile Beni Numeyr kabilelerinin savaştan çekilmeleri takip edince Şerefüddevle adeta şok geçirmiş ve sonunda bozguna uğramaktan kurtulamamıştır.Müttefik Selçuklu ordusu tarafından 400 askeriyle birlikte savaş alanında öldürülmüştür.Süleymanşah buradan Halep üzerine yürüyerek şehri kuşatır (Haziran-Temmuz 1085) ve Şerefü’d-Devle’yi bu şehrin kapısı önüne defnettirir.

Bütün bunlar olurken Büyük Selçuklu hükümdarı Melikşah,gelişmeleri yakından takip eder.Antakya, Türkiye Selçukluları tarafından fethedilince Sultan,Diyar-ı Bekr’in fethine karar verir.Türkiye Selçukluları ile arasında tampon vazifesi gören bu bölgeyi Mervanoğulları aşireti yönetiyordu.Bu aşiret zaman zaman da Şiilerle işbirliği yapmaktaydı.Melikşah,burasının fethi için İbn Cüheyr’i görevlendirir ve büyük bir orduyla onu Diyar-ı Bekr’e sevkeder.Bir buçuk yıl içinde Mardin,Meyyafarikin,Amid ve Hısn-ı Keyfa Büyük Selçuklu egemenliğine geçer.Buradan da anlıyoruz ki Melikşah’ın görünen hedefi Mervanoğulları’nı Şiilerle işbirliği yaptığı için ortadan kaldırmaktı.Ama aslında burada asıl olay,Süleymanşah’ın karşısına çıkarak onun ilerlemesini durdurmaktır.

Önümüzdeki yazımda,Süleyman Şah’ın Tacüddevle Tutuş ile mücadelesini ve sonunda vefatını işleyeceğim.Esenlikle kalın.

YARALANILAN VE BAŞVURULABİLECEK KAYNAKLAR:

Bezer, Gülay Öğün, Türkiye Selçuklu Tarihi, Eskişehir:Anadolu Üniversitesi Yayınları

http://www.antakya.bel.tr/icerik/29/3/antakyanin-kurulusu.aspx

http://www.enfal.de/starih9.htm

http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=380104

ARA

site Hakkında

TÜRKİYE SELÇUKLULARININ SİYASİ VE SOSYAL TARİHİNİN ANLATILDIĞI, AYRICA SELÇUKLU TARİHİ DIŞINDA MUHTELİF KONULARIN YAZILDIĞI NAÇİZANE BİR BLOG