SELÇUKLU TÜRKLERİNDE GÜNDELİK YAŞAM VE GELENEKLER

gücün sembolü kartal

 

Türk halkının sosyal yaşamı, adetleri, gelenek ve göreneklerini incelediğimiz zaman onların, köklerini İlkçağ döneminden ataları olan İskit(Saka) ve Hunlardan aldığını görmekteyiz. İslamiyet’i benimsedikten sonrada Türkler yeni dinlerine uyum sağlamakla birlikte eski örf ve adetlerini, İslam’a uyarlayarak yaşatmaya devam etmişlerdir. Şimdi gelelim Türkiye Selçuklu döneminde halk zamanını nasıl değerlendiriyor, gününü nasıl geçiriyordu, özel günler ve kutlamalar nasıl oluyordu ve adetleri nasıldı?

Bilindiği üzere 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi’nin başarıya ulaşmasından sonra Horasan bölgesinden akın akın Oğuz Türkleri Anadolu’ya göç etmişlerdi. Oğuzlar, bugün Yörük olarak adlandırdığımız yaylak-kışlak hayatı süren topluluklardı. Türkiye Selçuklu Devleti de ilk kurulduğu zamanlar halkın büyük kısmı konar-göçer Türkmenlerden oluşuyordu. Ancak özellikle 13.yy’dan itibaren Türkiye topraklarına pek çok ülke ve bölgeden alimlerin,sanatkarların,mimarların vs.. gelmesiyle toplum içinde çeşitli sosyal tabakalar oluşmuştur.

Türkiye Selçuklu ülkesinde toplum tıpkı Osmanlı İmparatorluğu’nda olduğu gibi temel iki kısımdan oluşurdu. Tabi hemen aklınıza Askeri(yönetenler) ve Reaya(yönetilenler) gelecek ama burada isimler biraz farklı :)) Selçuklu döneminde halk; Beyler ve Kara Budun olmak üzere ikiye ayrılır. Biz burada Kara Budun yani yönetilen avam(şehir ve köy halkı) üzerinde duracağız.

türkler 1
Türkiye Selçuklu devrinde Türkmenler

Selçuklularda halkın belkemiğini köylüler ve konar-göçer Türkmenler oluştururdu. Bunlar tarım ve hayvancılıkla uğraşır, geçimlerini bu şekilde temin ederlerdi. Ahilik teşkilatının kurucusu olan Hace Nasirüddin Mahmud Ahi Evren, Ahlaki – Nasıri adlı eserinde ziraat ehli olan bu tabakayı toprağa benzetir ve onlar olmaksızın toplumun ayakta kalamayacağını söyler. Halk arasında mesela koyun sütü sağanlar “koy sağkuçı”, ekmek yapanlar “etmekçi” , ziraat(tarım) yapanlara da “tarıgcı” denmekteydi. Şehirlerde ise; şarap yapıp satanlar “timçi” adıyla, terziler; “yiçi”, dericiler; “erükleyiçi”, ayakkabıcılara ise “etükçi” deniyor, silah(kılıç, kargı, gürz) yapanlara “temürçi” ok yapanlar ise “okçı” olarak adlandırılırdı. Doktorlar “atasagun” diye adlandırılır, ilaç yapıp satanlar ise (ki yanlış bilmiyorsam alternatif tıpta bu bahsedilen ilaçlara “iksir” de denir) “emçi” adı verilmekteydi. Zanaatkar sınıfına gelecek olursak; kap kacak üretenler “ayakçı”, kumaş dokumacılığı ile uğraşanlara “közek” derlerdi. O dönemin halkını oluşturan unsurlar hakkında bilgi verdikten sonra asıl konumuzdan bahsedelim.

***

selçuklu devrinde bir pazaryeri
Türkiye Selçuklu devrinde bir pazaryeri

Şimdi. Selçuklu halkının yaşamında evlenme, doğum ve çocuğun eğitimi önemli bir yer tutar. Evlilik; İslam hukukunun kaidelerine göre olurdu. Erkek, kadına adet olarak başlık parası verir, bu para kadının mehri olurdu. Kız tarafı da ev için çeyiz eşyası hazırlardı. Düğünler, masallarda anlatıldığı gibi kırk gün kırk gece olmasa da evlenenlerin maddi durumuna göre olabildiğince şatafatlı olur, gidenler arasında uzun süre konuşulurdu. Evlenen çiftlerin çocukları oldukları zaman çevrelerine muştuluklar verir, doğumun şerefine şenlikler düzenlenirdi. Doğan bebek, çocukluk çağına gelince aile içinde ilk eğitimini almaya başlardı. Kız çocuğu ise anneye yakın olup onu örnek alır, erkek çocuğu ise babaya daha yakın olup onu kendine model alan bir eğitim sürecinden geçerlerdi.

Toplumun hayatında önemli yer tutan unsurlardan birisi de bayramlardır. Tıpkı günümüzdeki gibi o zamanda Ramazan ve Kurban Bayramları büyük bir coşkuyla kutlanırdı. Resmi bayramlarda genellikle sultanın tahta çıkışı ya da bir devlet büyüğünün atanmasının sonucu yapılırdı. Bunların dışında ise; hem resmi hem de halk arasında kutlanan Nevruz Bayramını sayabiliriz. Sünnet şölenleri, savaşlardan elde edilen zaferler de devrin kaynaklarında çoğu zaman bahsedilmiştir.

***

ÇAĞRI ALIP ARKUN MÜNÜP ARKAR YETER

AVLAR GEYİK TAYGAN IDHIP TİLKÜ TUTAR

“Eline doğanı alıp, küheylana binip dağ keçisine erişir, ardından geyik avlayıp, tazıyı salıverip tilki tutar” şeklinde tercüme ettiğimiz Kaşgarlı Mahmud’un bu beytinden de anlaşılacağı üzere Türklerde avcılık, yüzyıllardır kökleşmiş bir gelenek halinde nesilden nesle aktarılmıştır. Oğuzlar, av sanatında ustalaşmıştı.”Balaban” veya “İtelgi” dedikleri şahinlerle ava çıkanlarda olurdu. “Barak” da denilen av köpekleri balabanların yanında avcılıkta sıklıkla kullanılırdı. Avcılığın bu kadar yaygın olduğuna baktığımız zaman, bunun o zaman Oğuz Türkmenleri için ekmek kapısı olduğu da yadsınamaz bir gerçektir.

av sahnesi
Geyik avının resmedildiği bir çini

Türkiye Selçukluları devrinde bahsedeceğimiz sportif eğlence unsurları; at biniciliği, güreş, çevgan, deve güreşi, cirit, satranç, dağcılık, koşu yarışları diye sıralamak mümkündür. Bu oyunlardan özellikle güreş, çevgan ve cirit yarışma şeklinde olurdu ve devlet erkânı da çoğu zaman bu tarz oyunlar düzenlemiştir. Bu oyunlarla çocukların hem zekâsı gelişmiş hem de bedenlerinin kuvvetli olması sağlanmış, bu şekilde asker olmaya hazırlanmıştı. Zaten Türk töresinde eli silah tutabilen herkes asker sayılırdı. Son olarak; satranç oyununun da o devirde Türkler arasında önemli bir yeri vardı. Meşhur tarihçi Ravendi, Rahatu’s-Sudur ve Ayetü’s-Sürur adlı eserinde satranca dair teferruatlı bilgiler vermiştir.

çevgan oyunu
Çevgan oynayanların resmedildiği bir minyatür

Yemekli, içkili ve çalgılı eğlencelere gelirsek, Selçuklu devrinde bu tür sefahatin azımsanmayacak derecede yaygın olduğu kaynaklarda kendini belli eder. Memluk Sultanı Baybars 1277 senesinde Ayn-ı Calut’da Moğolları yenilgiye uğrattıktan sonra Kayseri’ye gelir. Adına Keykubadiye Sarayı’nda eğlence meclisi düzenlenir. Ancak Sultan Baybars, onların eğlencede aşırı gittiklerini görünce “Hanende” ve “Sazende” adı verilen çalgıcılar çalmaya başlamadan hepsinin huzurundan çekilmesini emretmiş, eğlenceyi durdurup sona erdirmiştir. Bu tarz eğlenceler daha çok hanlarda düzenlenip şarkıcılar gayri Müslimler arasından seçilirdi. O devirde halkı eğlendirenlerin arasında hokkabazlar başta gelirdi. Yanan ateşe kendini atmak, kızgın demiri ağzına almak, kamçıdan kan akıtmak, merkep yavrusuna binmek gibi acayip meziyetleri vardı.

O devirdeki ev hayatından bahsedecek olursak; Anadolu’daki evler genellikle sofa denilen salon, bir ya da birkaç oda ve mutfaktan müteşekkildi. Tıpkı günümüzde olduğu gibi o zamanda evlerin vazgeçilmez eşyası halı, perde ve battaniyelerdi. Tandır veya mangal ısınma amaçlı kullanılır, şamdan, kandil veya mum da aydınlatma görevi görürdü.

Türkiye Selçuklu döneminde giyilen kıyafetlerden bahsedelim birazda. Erkek kıyafetleri; elbise, börk ve ayakkabıdan oluşur. Elbiseler; hasırdan, kara ipek veya çuhadan yapılır. Kışın soğuktan korunma amaçlı kurt veya tilki postları, bunun dışında sarık, şalvar ve çizme erkeklerin giydiği kıyafet ve elbiseler arasında yer alır. Kadınlar ise; çarşaf, kürk giyer; başörtüsü ve peçe takarlardı. Misk ve amber kokusu sürünürler, gözlerine de sürme çekerlerdi.

O dönem Türk mutfağına değinelim. Yemek sırasında sofrada bulunan malzemeler arasında sahan, kâse, sini ve testiyi sayabiliriz. Yemek kapları genelde bugünkü güveçlere benzer şekildeydi. En yaygın yemekler tirit ve odun ateşinde pişen etlerdi. Etin yanında biberli pilav çok tüketilirdi. Havuç ve şalgamın turşusu yapılırdı. Meyve olarak; incir, kayısı, elma ve üzüm çok yenirdi. Devrin en sevilen tatlısı ise helvaydı.

YARARLANILAN VE BAŞVURULABİLECEK KAYNAKLAR:

http://www.enfal.de/starih28.htm

TURAN, Refik, KIRPIK, Güray, Selçuklu Dönemi Türklerde Sosyal ve Ekonomik Hayat

ERSAN, Mehmet, Türkiye Selçuklularında Devlet Erkânının Eğlence Hayatı, Tarih İncelemeleri Dergisi, Cilt XXI, Sayı-1, Temmuz 2006, 73-106

http://www.achiq.org/pitikler/dlt—.pdf

ARA

site Hakkında

TÜRKİYE SELÇUKLULARININ SİYASİ VE SOSYAL TARİHİNİN ANLATILDIĞI, AYRICA SELÇUKLU TARİHİ DIŞINDA MUHTELİF KONULARIN YAZILDIĞI NAÇİZANE BİR BLOG