MYRİOKEPHALON ZAFERİ

myriokephalon

 

SAVAŞIN ARKAPLANI

Şimdi. 1162 yılında imzalanan Selçuklu-Bizans antlaşmasından itibaren yaklaşık 10 sene içinde ilişkilerin bozulmasının en önemli sebebi, hiç şüphesiz ki Batı Anadolu tarafında aldığı göçlerle sayıları 100.000’in üzerine çıkan Türkmenlerin, Bizans sınırlarına ardı arkası kesilmeyen gaza faaliyetleri düzenlemesi idi. Bilindiği üzere Türkmenler yarı-bağımsız hareket ediyorlardı. Bizans ise onların bu akın ve yağmalarına karşı hiçbir şey yapamıyor; yağmalanmaktan bıkan Rumlar, Selçuklu Sultanı’na iltica etmek zorunda kalıyordu. Tabii ki Selçuklu yönetiminin sosyal ve dini yönden de Rumlara karşı hoşgörülü olmaları da, onların Selçuklu ülkesine sığınmalarında önemli bir etkendir. Türkmenlerin bugünkü Afyonkarahisar sınırları içerisinde olan Sandıklı ovasına akın etmeleri üzerine İmparator, onları durdurmak için harekete geçti. Manuel’in 1173 yılında ordusuyla Alaşehir’e ilerlediğini haber alan Sultan, emirlerinden Süleyman’ı elçi olarak Manuel’e gönderdi. Emir Süleyman, İmparator’a; akınların Sultan ile herhangi bir alakası olmadığını, Türkmenlerin devlet otoritesinden bağımsız olarak kendi menfaatleri için bölgeyi yağmaladığını öne sürmüş ve hediye olarak yanında getirdiği cins atlarında etkisiyle İmparator Manuel’i ikna etmeyi başarmıştı. Aslında İmparator, Alaşehir’e geldiği halde Kılıç Arslan karşısına çıkmadığı için Türkmenleri onun kontrol etmediğine inanmıştı. Yinede ona Türkmenleri hiçbir şekilde durdurmaya tenezzül etmediği için fena halde içerledi.

Nitekim bütün bu olanlardan bir süre sonra Türkmenler, Bizans sınırlarını yine taciz etmeye başladı. Önce Denizli’yi yağmaladılar. Ardından Kırkağaç, Bergama ve Edremit’e kadar ilerlediler. Bu akınlar II.Kılıç Arslan’ın işine geldiği için Türkmenleri engellemek şöyle dursun; belkide onları el altından destekliyordu. Bu son cümle kendi şahsi yorumumdur. Bizans Imparatoru Manuel, artık Kılıç Arslan’ın Türkmenleri desteklediğine inanıyordu. Olayların gidişatına baktığında aksi ya da farklı bir düşünceyi hiçbir şekilde kabul etmiyordu. 1174-75 senelerinde daha önceden Bizans’a vaat edilen şehirleri almak için harekete geçti. Kılıç Arslan, bunu haber alınca Imparator ile yeniden barış yapmak istedi ve gönderdiği elçilik heyeti aracılığı ile vaat edilen şehirleri teslim etmek için bir miktar asker gönderilmesini talep etti. Bunun üzerine Manuel, Aleksios Petraliphas komutasında 6000 kişilik bir birliği yolladı. Ancak Kılıç Arslan, bu şehirlere gizlice haber gönderip onları Bizans’a karşı koruyacağını bildirdi. Bu şehirlerin hangileri olduğu hakkında kaynaklarda bir bilgi bulamadım. Lakin sonuç olarak; şehirler Kılıç Arslan’a teslim olur. Gelen Bizans kuvvetleri ise hiçbir şey elde edemeden Konstantiniyye’ye geri döner.

İmparator, bu son olaydan sonra artık son hazırlıklarını yapar ve 1175 senesinde ordusuyla birlikte Konya’ya doğru sefere çıkar. İlk iş Türkmenleri Batı Anadolu’da son aldıkları yerlerden temizlemek olur. Daha sonra Dorylaion ve Sublaion(Homa) mevkilerini tahkim etmeye başladı. Bunlar olurken, Amasya’da Şahinşah’ın taraftarları ondan yardım istedi. Manuel, Şahinşah’ı, Mikhail Gabras ile bölgeye gönderdi. Ancak Selçuklu birlikleri tarafından hezimete uğratıldı. Mikhail ise şehre geldiğinde Selçuklulardan çekindiğinden geri çekilmiş ve orayı Kılıç Arslan’ın birliklerine kaptırmıştı.

II.Kılıç Arslan, 1176 yılı başlarında son bir kez barış için Manuel’e teklifte bulundu. Ancak talebi geri çevrildi. Bizans İmparatoru, nihayetinde 1176 yılının ilkbaharında yeğeni olan Andronikos Vatatzes’i Danişmendli Zünnun ile birlikte Batı Karadeniz tarafında sefere gönderdi. Kendisi ise Ayasofya Kilisesinde düzenlenen törenin ardından Selçuklu ülkesine sefere doğru yola çıktı.

SELÇUKLU ORDUSUNUN MUHTEŞEM GALİBİYETİ

Evet, geldik şimdi işin heyecanlı kısmına. Yukarıda bahsettiğim gibi Bizans İmparatoru, Kılıç Arslan’ın barış antlaşmasını yenilemek için türlü çabalarına rağmen kibirli bir şekilde antlaşmanın Konya’da imzalanacağını söyleyerek sefere çıkmıştı. Hatırlayın; zamanında Romen Diyojen de Sultan Alp Arslan’a aynı şeyi söylemişti. Bu arada Andronikos Vatatzes ise Niksar’da yapılan savaşta öldürülmüş, yanında bulunan Zünnun ise ihanet şüphesiyle tutuklanmıştı.

Gelelim Manuel’in ordusuna… Devrin tarihçisi İbnü’l-Ezrak’ın verdiği bilgilere bakıldığında – tabi bu bilgiler birazda abartılıdır – 700.000 kişilik bir ordu ve 70.000 arabaya sahip olduğunu söyler. Bu rakamlar, şahsi kanaatimce ordunun tam mevcudunu değil, çokluğunu ifade etmek için kullanılmıştır. Çünkü Arapçada 7, 70, 700, 70.000 gibi kavramlar çokluk ifade eder. Bir başka kaynağa göre ordu mevcudu 100.000, araba sayısı ise 5.000 civarında idi. Bizans ordusunda yerli Grek askerlerin dışında Alman, İngiliz, Frenk, Sırp ve Peçeneklerden müteşekkil paralı askerlerde vardı. Manuel, Kılıç Arslan’ı gafil avlayabilmek için Eskişehir’den geçen klasik sefer yolunu bırakıp Denizli istikametinden ilerledi. Bu taraftan ilerlemekteki maksadı, Sultanı gafil avlayıp aniden baskın yapar gibi Konya’ya girmekti. Ancak Bizans ordusu yorgundu. İmparator, kurmaylarının ordunun bitap düşmüş halini ve Türkmenlerin savaş gücü konusundaki uyarılarına hiçbir şekilde aldırmadı. Denizli’den Homa tarafına ilerleyip burayı geçtikten sonra Miryokefalon geçidine girdi. Bu geçit öyle bir yerdi ki; yan yana tam teçhizatlı iki askerin bile yürümesine izin vermeyen, iki tarafı sarp kayalıklarla çevriliydi. Selçuklu tarafında ise Sultan, Bizans’ın geliş istikametini isabetle tespit etti. Geçecek oldukları yerlerde iaşe imkânlarını yok etti. Tarlalardaki bütün mahsulleri toplatarak ateşe verdi. Su kuyularına hayvan ölülerini attırarak zehirlenmesini sağladı. Böylece kuyulardaki sular içilmez hale geldi. Sayıları yaklaşık 50 bini bulan Türkmenleri, 3-5 bin kişilik tümenler halinde örgütleyerek gelen Bizans ordusuna sürekli vur-kaç yaptırıp yıpranmasını sağladı. Manuel, ordusu ile geçide ulaştığında hem erzak sıkıntısı, hem de Türkmenler yüzünden neredeyse tükenecek haldeydi.

Bizanslılar, geçide girdiklerinde ordu düzeni şu şekildeydi; En ön safta öncü birlikler mevcut olup başında Konstantinos Angelos’un oğulları olan Andronikos ve Ioannes Angelos ile Konstantinos Makrodukas ve Andronikos Lapardas bulunmaktaydı. Onları sağ ve sol kanat birlikleri takip etmekteydi. Sağ kanadı, Antakya Haçlıları’na mensup olan Kont Baudoin, sol kanadı ise Theodoros Mavrozomes komuta etmekte idi. Bunların arkasında ise ağırlıkları ve kuşatma aletlerini taşıyan ordunun arabaları yerleşmişti. Arabaların arkasında ise İmparator ve muhafız birlikleri, en arkada ise Andronikos Kontostephanos’un liderlik ettiği artçı kuvvetler yerleşmiş vaziyetteydi.

Türkiye Selçuklu Devleti’nin Büyük Sultanı II. Kılıç Arslan, öncü birliklerin geçitten rahatça geçmelerine müsaade etti. Amacı, Bizans ordusunu ikiye bölerek birbirlerine yardım etmelerini engellemekti. Arkadan gelen sağ ve sol cenah kuvvetleri geçide tamamen girince saldırı emrini verdi. Selçuklu birlikleri ve bağlı Türkmenler, müthiş bir gayret ve kuvvetle Bizans ordusuna hücum etmeye başladılar. Önce ok yağmuruna tuttular, daha sonra süratle yakın muharebeye giriştiler. İlk olarak, Theodoros’un komuta ettiği sağ kanat bertaraf edildi. Bunun üzerine Baudoin, ona yardım etmek için yetiştiyse de aynı akıbete uğramaktan kurtulamadı ve bozguna uğradı. Öyleki; geçidin çıkış noktası cesetler, onların arkasında hiçbir tarafa dönüş yapamayan yük arabalarıyla tıkanmış olduğu için iki arada bir derede kalan Bizans askerleri adeta köşeye sıkışmıştı ve ölmekten başka seçenekleri yoktu. Selçuklular, geçidi dört bir yandan sarmış vaziyette olduğundan İmparator, geçidin ön tarafındaki askerlerine yardım edemiyordu. Tabii ki, bunda yük arabalarının da etkisi büyüktür. Daha sonra Türkler, geçidin arka tarafını da sardığından Bizans artçı kuvvetlerini de burada mağlup ettiler. Daha önce Andronikos Vatatzes’in Niksar’da yenildiğini söylemiştim. İşte tam bu sırada onun kesilen başı savaş meydanında ortaya çıkarıldı ve mızrağa saplanarak yüksek bir yerde Bizans askerlerine gösterildi. Bu durum üzerine Greklerin morali büsbütün bozulmuştu.

battle_of_myriokephalon_by_ethicallychallenged-d6a6qta
SELÇUKLULAR, BİZANS ORDUSUNU OK YAĞMURUNA TUTUYOR

İmparator Manuel, durumun vahametini görünce ölümü göze alarak muhafız birliğiyle öne atıldı. İlk denemesinde askerlerine ulaşmayı başaramadı. İkinci denemesinde ise aldığı onca gürz ve kılıç darbesine rağmen önce kendi kuşatma arabalarını, daha sonra ise Türk birliklerinin içinden kaçarak az sayıda canını zorlukla kurtarabilmiş olan öncü birliklerinin yanına vardı. Arkada kalanları ise Selçuklular ve Türkmenler dört bir yandan sardı ve neredeyse hepsini imha etti. Ağırlıkları ise yağmaladılar. Bu çarpışmalar sürerken müthiş bir toz fırtınası çıktı. Bu fırtına yüzünden zaman zaman kimin kimi öldürdüğü bile belli olmadı.

17 Eylül 1176 günü ecdadımız Türkiye Selçukluları, Bizans İmparatorluğu’na tarihinin en büyük darbelerinden birini indirdi. Bir ara Manuel, miğferi yamulmuş, kalkanı parçalanmış vaziyette bir başına ağacın altına çökmüş vaziyetteyken bunu gören bir Bizans askeri, İmparator’un yanına gelerek miğferini düzeltmişti. Dağılmış olan askerler, İmparator’u görünce onun etrafında toplanmaya başlamışlardı. Manuel, bu sırada aldığı yanlış kararlar yüzünden askerlerinin hakaretlerine uğramaktan kurtulamadı.

BARIŞ ANTLAŞMASININ İMZALANMASI

Şiddetli fırtına dindikten sonra karanlık basmıştı. İki tarafta savaşın sonucunu belirleyecek son çarpışma için sabahı beklemeye başlamıştı. Bu sırada iyice ümitsizliğe düşen İmparator Manuel, Büyük Sultan Kılıç Arslan’a barış teklifinde bulunmuştur. Kılıç Arslan, zaten başından beri bu savaşa girmek istememiş ve her seferinde barış antlaşmasını yenilemek istemişti. Bu yüzden onun teklifini hemen kabul etti. Kaynaklarda bu antlaşmanın maddeleri hakkında maalesef çok fazla bilgi bulunmamaktadır. İmparator, antlaşmanın maddelerini doğru düzgün okumadan imzalamıştır. Buna göre, daha önceden inşa edilmiş olan Dorylaion ve Sublaion istihkâmları yıkılacak, ayriyeten 100.000 dinar savaş tazminatı ödenecekti. Sabah olduğunda Selçuklu ve Türkmen askerlerinin barışın yapıldığından haberleri yoktu. Bu yüzden hemen düşman üzerine hücum etmişlerse de, Sultan’ın talimatıyla zayiat verdirmeyi kesmişlerdir. Şimdi akıllara ister istemez şu soru geliyor. Bu muhteşem zaferin ardından neden Selçuklu Sultanı basit bir antlaşma ile yetinmiştir? İnanın bunu bende bilmiyorum 🙂 Sultan, geceleyin yapılan barışın vaziyetini idrak edememiş olabilir. Süryani Mihail, eserinde antlaşma yüzünden Türkmenlerin, Kılıç Arslan’ı hainlikle suçladığını kaydetmiştir. Nitekim Sultan, İmparator’u Selçuklu müfrezesiyle birlikte göndermesine rağmen Türkmenlerin saldırılarından kurtulamamışlardır. Tarihçi Niketas, bu saldırılardan Sultan’ı sorumlu tutmuştur. Ancak Niketas’ın bilmediği bir şey vardır, o da Türkmenler’in merkezi otoriteden yarı-bağımsız hareket ettiğidir. Zaten İmparator, yanındaki Türk komutana bu durumu sorduğunda komutan Türkmenler için : “Bunlar bize tabi değildir” diyerek karşılık vermiştir.

İmparator, antlaşma maddesi uyarınca Dorylaion’u yıktırdıysa da Sublaion istihkâmına dokunmadı. Sultan, buna karşılık olarak 24.000 kişilik bir askeri birliği bölgeye sevk etti.

SAVAŞIN SONUÇLARI

Türkiye Selçuklu Devleti, bu zaferle Batı sınırlarını güvence altına aldığı gibi Anadolu’dan atılamayacağını da bütün dünyaya ispat etmiş oldu. Bizans İmparatoru’nun papalık nezdinde hiçbir itibarı kalmadı. İmparator’un İngiltere Kralı II. Henry Plantagenet’e gönderdiği mektupta; ağırlıkları yüzünden savaş alanında ilerleyemediklerini, askerlerin yolda yiyecek ve su sıkıntısı yüzünden perişan olduğunu, ancak buna rağmen cesur ve mertçe savaştıklarını, tam yeni bir taarruz yapacağı sırada Selçuklu Sultanı’nın esirlerini serbest bırakmaya ve isteklerine tabi olmaya söz vererek barış antlaşması yapmak istediğini ve buna mukabil Selçuklu başkentini ele geçirmek o saatten sonra imkânsız olduğu için Sultan’ın ricasını kabul ettiğini yazmıştır. Miryokefalon Savaşı, Anadolu’nun Türkleşmesinin bir anlamda tamamlayıcısıdır. Malazgirt Savaşı’ndan itibaren başlayan Anadolu’yu yurt tutma süreci, bu şanlı muharebeyle noktalanmıştır. Artık bu tarihten sonra Bizans, Fatih Sultan Mehmet’in 29 Mayıs 1453 yılında İstanbul’u fethine değin savunmada kalacaktır. Kılıç Arslan, başta Abbasi halifesine, daha sonra komşu ülkelere, hatta Avrupa krallarına zafernameler göndererek savaşın sonucunu duyurmuştur.

YARARLANDIĞIM KAYNAKLAR:

AYÖNÜ, Yusuf, Selçuklu-Bizans Münasebetleri (1116-1308), T.C. Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Doktora Tezi, İzmir – 2007

Bezer,  Öğün,  Gülay. Türkiye Selçuklu Tarihi,  Anadolu Üniversitesi Yayınları,  Eskişehir, s.64

https://www.tarihtarih.com/?Syf=26&Syz=373153

TDV İslam Ansiklopedisi, “II.Kılıç Arslan”

http://www.arkeolojikhaber.com/haber-miryokefalon-savasi-nerede-yapilmisti-4601/

ARA

site Hakkında

TÜRKİYE SELÇUKLULARININ SİYASİ VE SOSYAL TARİHİNİN ANLATILDIĞI, AYRICA SELÇUKLU TARİHİ DIŞINDA MUHTELİF KONULARIN YAZILDIĞI NAÇİZANE BİR BLOG