MUHAFAZAKARLIK VE SEKÜLERİZM ÜZERİNE

Şimdi muhafazakarlık nedir diyecek olursak ben çevreme baktığım zaman insanların muhafazakarlığı şu şekilde algıladığını görüyorum: Eski değerlere sonuna kadar sahip çıkma, örf, adetleri yaşatma ancak yeniliklere tamamen kapalı olması. Gerçekten bu tip insanlar aslında yanlış yaptıklarının farkında değiller. Kendi değerlerini korumak kendini yeniliğe kapatmak anlamına gelmez. Çeçenistan Devleti’nin ilk Cumhurbaşkanı merhum Cevher Dudayev müslüman olmasının yanı sıra dindar bir insandı. Öyle ki konuşmalarının sonunu “Allahu Ekber” nidasıyla bitirdiği olmuştur. Ama Dudayev bunun yanında dönemin yaşam standartlarını yakalamış, teknolojik gelişmeleri de yakından takip etmiştir. Karısı Alla Dudayeva’nın yazmış olduğu “Milyon Birinci” isimli kitabın ayrıntılarında bunu görebilirsiniz. Yani benim de nazarımda insan nereden geldiğini bilmeli evet kendi tarihini, atalarının kimler olduğunu, nasıl yaşadığını, ne yiyip içtiklerini, adetlerini, geleneklerini, toplumun bunları yaşatması çok güzel ancak zaman geçtikçe dünya değişiyor. İnsan ve toplum değişen zaman ayak uyduramazsa, gelişmeleri yakalayamazsa geri kalmak, cahilleşmek kaçınılmazdır. Bu yüzden bizi biz yapan değerlere sahip çıkalım derken kendimizi belli bir kalıba yerleştirip bu kalıbın dışına çıkmamanın yanlış olduğunu düşünüyorum.

Sekülerizme gelecek olursak bu ideoloji ya da kavramı destekleyen insanlar ve toplumlar kendilerini “muasır medeniyet” dedikleri seviyede görürler, modern olduklarını düşünürler. Peki modernlik nedir? Bir insan ne yaparsa veya yapmazsa modern olur? Ne yaparsa veya yapmazsa ilkel olur, geri kalmıştır? Şöyle bir örnek vereyim, sokakta sarıklı-cübbeli ve şalvarlı birini gördüğümüzde sırf kıyafetinden olayı ona yobaz, geri kalmış diyebilir miyiz? Veya açık saçık giyinen mini etekli bir bayan gördüğümüzde onun modern bir kadın olduğunu düşünebilirmiyiz?? Çok klişe örnekler bunlar ama bana sorarsanız ne dinciliği, yobazlığı, ne de seküler,modern olmayı kıyafet ve buna benzer mefhumlarla tanımlamak yanlış olduğu gibi toplumda kutuplaşmanın ve birbirine nefret duymanın tohumlarını ekmektedir. Seküler insanlara baktığım zaman onlarda gördüğüm olumlu özellikler modern dünyayı takip ederler, mesela kişisel bakımlarına önem verirler, genel kültür bilgileri iyidir, bunlar çok güzel şeyler ama bu tip insanlarda maalesef geçmişe, örneğin kendi tarihine bir burun kıvırma vardır. Aslında kuşak çatışmasında da benzer durum görülür ama seküler olan insanlar örf,anane, dini inanç veya örnek verecek olursak eski bir konuşma dilini öğrenmenin maalesef ilerlemenin önünde bir engel olarak görürler. Bunun başlıca sebebi de ilk gençlik dönemlerinde veya çocukken dini yanlış insanlardan öğrenmeleri, yanlış örneklerle karşılaşmaları sonucunda geliştirdikleri ön yargıdır.

Şimdi iki tarafı birbiriyle karşılaştırıp sentez çıkarmaya çalışalım. Aslında her iki tarafta da aşırı geleneğe bağlı olan da aşırı seküler olan da farkında olmadan maalesef kendilerini belli bir kalıba sokmuştur. Bu kalıptan dışarıya çıkmak istemezler. Çünkü ön yargıları onun çevresini demir parmaklıklar gibi sarmıştır, özgür düşünemezler. Muhafazakarlığın da artıları ve eksileri vardır, sekülerizmin de artıları vardır, eksileri vardır. Ancak bu iki güruh tabi istisnalar hariç fanatik olanları birbirlerini tümüyle reddeder. Halbuki aslında önyargılarını kırsalar o kadar çok ortak nokta da buluşacaklar ki… Mesela İslam dini adaletin üzerinde önemle durur. Aynı şekilde Roma Hukuku da öyle. İtalyan savcıları meşhurdur mesela. Mesela İslam, insanın belli bir yaşam standardında belli bir refah düzeyinde şerefli bir şekilde yaşamasını ister, çalışmaya ve çalışkan olmaya önem verir. Bugün Avrupa’ya baktığımızda da her ne kadar inançları farklı olsa da aynı düstur üzere olduklarını görürüz. O zaman bizi ayrışmaya iten şey nedir???

Serbest köşede ara ara bu tür yazılar yazmaya devam edeceğim. Kendinize çok iyi bakın, sağlık ve esenlikle kalın 😉

ARA

site Hakkında

TÜRKİYE SELÇUKLULARININ SİYASİ VE SOSYAL TARİHİNİN ANLATILDIĞI, AYRICA SELÇUKLU TARİHİ DIŞINDA MUHTELİF KONULARIN YAZILDIĞI NAÇİZANE BİR BLOG