MENGÜCÜKLÜ BEYLİĞİ

Tarihler 1071’i gösterdiğinde Muş’un Malazgirt Ovasında Bizans ile Selçuklu arasında yapılan muharebede ecdadımız büyük bir zafer kazanmış ve Selçuklu Sultanı Alp Arslan emrindeki beylere Anadoluda fethedilen toprakları ikta olarak vermişti.İkta verdiği komutanlardan biri de muharebenin kazanılmasında önemli rolü olan kumandanlarından Mengücük Bey idi.Kaynaklarda hangi boydan geldiği tam olarak söylenmese de Gazi’nin;Kayı,Bayat,Alkaevli ya da Karaevli boylarından birine mensup olduğu ihtimal dahilinde. Anadolunun fethinden sonra Mengücük Gazi’ye Yukarı Fırat ve Çaltı nehirleri ikta olarak verilmiş,o da bugünkü Erzincan ve Şarkî Karahisar yöresini ilhak ederek beyliğini kurmuştu.
Yaklaşık 1080 yılında teşekkülünü tamamlayan beylik,1227 yılına kadar varlığını devam ettirmiştir.Mengücük Gazi’den sonra oğlu Melik İshak,beyliğin başına geçmiş,1142 senesine kadar hüküm sürmüştür.Bu tarihten sonra beylik;Erzincan ve Divriği kolu olmak üzere ikiye ayrılmış, Erzincan’da Davutşah,Divriği’de ise Süleyman Şah hüküm sürmüştür.Mengücüklü Beyliğini de Anadolu Selçukluları yukarıda da belirttiğim gibi 1227-28 yıllarında ilhak ederek topraklarına katmış,Anadolu’daki egemenliğini sonlandırmıştır.

image00114

ARTUKLU BELEK GAZİ İLE MENGÜCÜKLÜ İSHAK’IN KARŞILAŞMASI
Mengücüklülerin hüküm sürdüğü yıllarda Hakk’ın rahmetine kavuşmuş olan Sultan I.Kılıç Arslan’ın dul kalan hanımı Ayşe Hatun,oğlu Tuğrul Arslan’ı da yanına alarak Malatya’ya yerleşmişti.O zamanlarda Güneydoğu Anadolu’da hakimiyet kuran Artuklu Beyliğinin anılan yıllardaki hükümdarı olan Belek Gazi de hakimiyetini güçlendirmek için Hatunla evlilik yapmış ve bu sebepten Malatya’ya da hakim olmuştu.Mengücüklü İshak ise kaynakların belirttiğine göre bundan dolayı Belek’ten nefret ediyordu.Melik İshak,babasından sonra 1118 dolaylarında tahta geçmişti.Erzincan, Kemah ve Divrigi’de hüküm sürüyordu.Bu nedenlerden dolayı Melik İshak,1118 yılında Malatya’ya yürür ve şehri yağmalar.Tabi Artuklu Belek de bunu onun yanına bırakacak değildir ve iki yıl sonra soluğu başkent Kemah’ta alır.Melik İshak,ona karşı koyamayınca Trabzon Rum Tekfuru olan Gabras’tan yardım ister.Belek ise İshak’ın kayınpederi olan Danişmendli Emir Gazi’yle ittifak yaptıktan sonra iki taraf,Şirvan mevkisinde karşı karşıya gelirler.Ordu mevcudlarının ne olduğu hakkında elimde bilgi yok ancak toplamda en az 20 bin askerin birbiriyle cenk ettiği söylenebilir.Çetin geçen mücadeleden sonra Gabras ile İshak ağır yenilgiye uğrarlar ve en az beş bin rum askeriyle birlikte esir edilirler.Trabzon dukası Gabras, otuzbin altin fidye ödeyerek kurtulur ancak Melik İshak, Danişmend Gazi’nin damadı oldugu için serbest bırakılır. Halbuki Belek Gazi, İshak’ın öldürülmesinden yana idi. Onun kendisinden habersiz salıverilmesine çok içerleyen Belek, Danişmendlilerle yaptığı ittifaka son vermiş ve bu yüzden Trabzon dukalığına yapılması planlanan taarruz da gerçekleşmemiştir.
Mengücüklü Melik İshak,bu savaştan sonra 25 yıl Danişmendliler’in güdümünde hüküm sürmüş ve 1142 yılında hayata gözlerini kapamıştır.Bundan sonra da beylik’te merkeziyetçi yapı çökmüş,iki kola ayrılmıştır.

ERZİNCAN-KEMAH KOLU

Mengücüklüler’in bu kolunun ilk beyi Melik İshak’ın oğullarından Davutşah’tır ve kendisi hakkında malesef kaynaklarda çok fazla bilgi yoktur.Bilindiği kadarıyla;bir müddet beyliğin bu kolunu idare etmiş,sonra zamanın Selçuklu Sultanı II.Kılıç Arslan’ı desteklediğinden dolayı Danişmendli Yağısıyan tarafından katledilmiştir.
Gelelim beyliğin bu kolunun,hatta Mengücüklü Beyliği’nin genelindeki en kudretli hükümdarlarından birine;Melik Fahreddin Behramşah.1165 senesinde Erzincan’da başa geçti.”Melik”unvanıyla anılan üçüncü Mengücüklü Beyidir.Gerisini artık siz düşünün 🙂
Melik Behramşah,yaklaşık 60 yıl boyunca beyliğinin başında hüküm sürmüştür.Bunun bence en önemli sebebi,Selçuklu Sultanı II.Kılıç Arslan’ın damadıydı ve kendi kızlarını da Selçuklu hanedan mensuplarıyla evlendirmiş,böylece hanedanla akrabalık kurarak Anadoludaki diğer beyliklere ve gayri müslim krallıklara karşı nüfuzunu iyice sağlamlaştırmıştı.
Bu iyi ilişkiler,sonraki Selçuklu Sultanı Rükneddin Süleymanşah döneminde de devam etmiştir.Hicrî 598(miladî 1202)ecdadımız Selçuklu’nun, kâfir Gürcüler’e karşı yaptığı sefere katılmış ve her ne kadar gazâ,yenilgiyle sonuçlansa da Behramşah büyük fedakarlıklar göstermiştir.Gürcülere esir düşmesine karşın onların Kraliçesi Tamara onu serbest bırakmış ve iyi muamelede bulunmuştur.Bu sebepten de “Gazi” unvanını almıştır.Devrin meşhur tarihçisi Ravendî’nin onun hakkındaki şu sözleri oldukça dikkate değer:”Damad Emîr İsfehsâlâr-i Kebîr, âlim, adaletli, Allah’in yardımına mazhar olmuş, muzaffer, ikbal sahibi, dinin yardimcisi ve emîrlerin hükümdari Gazi Fahreddin Behramşah’ın canını feda edecek kadar hükümdara taraftar olduğu, onun iyiliğini istediği ve eşsizliği Abhazlarla yapilan muharebe meydanında çıktı. Çünkü orada canını feda edip kulların kurtulması için çalıştı”.

Fahreddin Behramşah, uzun süren hükümdarlığında dört Selçuklu Sultanını gördü. Bunlar II. Kılıç Arslan, Gıyaseddin Keyhüsrev, Rükneddin Süleyman ve Alaeddin Keykubad’dır.Ayrıca onun döneminde Erzincan önemli kültür merkezlerinden biri haline gelmiş,çok sayıda mimari eser yapılmıştır.Yapılmıştır yapılmasına ama malesef Erzincan’da bu zamana kadar meydana gelen sayısız depremler yüzünden eserlerin neredeyse çok büyük bir kısmı telef olmuştur.

Melik Fahreddin Behramşah,1225 senesinde vefat etmiştir.Bastırdığı en eski sikke, 563 (1167-1168) tarihlidir. Bu paraların bir yüzünde Behramşah’ın, diğer yüzünde ise metbû hükümdar sıfatıyla II. Kılıç Arslan’ın adı yazılıdır.

Behramşah akıllı, güzel huylu, halka ve askerlere karşı çok şefkatli bir hükümdar idi. Şair ve âlimleri himaye etmiştir. Doğu’nun meşhur şairi Genceli Nizamî, Mahzenü’l-Esrâr adli eserini ona ithaf etmiştir.Karşılığında ise, 5.000 dinar ve iyi cins beş katır ile ödüllendirilmiştir.

Fahreddin Behramşah çok hayırseverdi. Zengin-fakir, yerli-yabancı farkı gözetmeden herkese iyilik etmek isterdi. Öyle ki;kış mevsiminde kuşların açlıktan ölmemesi için arabalarla dağlara yem gönderirdi. Bu davranış günümüzde bile eşine az rastlanan mükemmel bir şefkat ve merhamet örneğidir.

Behramşah’tan sonra Erzincan tahtına oğlu Dâvudşah geçmiştir.Diğer oğlu Muzaffereddin Muhammed ise Şarki Karahisarın yönetimine getirilmiştir. Behramşah’ın bir diğer oğlu olan Selçukşah ise otuzbeş yıldır Kemah’ta hüküm sürmekteydi ve babasından önce vefat etmişti. Ancak Davutşah,çok fazla hüküm süremeden Mengücüklülerin bu kolu,devrin Selçuklu Sultanı Alâaddin Keykubâd tarafından ilhak edilmiştir (1228).

DİVRİĞİ KOLU

Mengücüklü Beyliğinin bu kolu ise, siyasî faaliyetleriyle degil, Divriği’de inşa ettikleri cami, medrese, hastahane ve türbeleriyle tanınmıştır. Tarihçiler, siyasî mücadele ve savaşlara daha fazla ilgi duymuş olacaklar ki, bu tür olaylara ve çatışmalara pek bulaşmayan Divriği Mengücüklüleri hakkında ne yazıkki hemen hiç bilgi vermezler. Onlar hakkında edindigimiz bilgileri yaptıkları eserin kitabelerine ve günümüze kadar intikal eden sikkelere borçluyuz.Unutmadan,Divriği yöresinin tabiat şartları da hem Mengücüklülerin diğer beylik ve devletlere karşı , hem de beyliğe karşı pasif bir siyaset izlenmesinde oldukça etkili olmuştur.

Divriği Kolunun ilk hükümdarı İshak’ın oğlu,Mengücek Gazi’nin ise torunu,Süleyman Beydir.Döneminde onun adına neredeyse hiçbir eser yapılmadığı için aktif bir hükümdar olmadığı düşünülmektedir.Ölüm tarihi de belli olmayan Süleyman Beyin ölümünden sonra yerine oğlu Şahinşah’ın dönemi başlamıştır.Kaynakların “Emir” unvanıyla andığı Şahinşah,Divriği’deki Kale Camii’nin bânisidir.

Şahinşah’tan sonra yerine oğlu Süleyman Bey geçti. Adına oğlu ve torunu tarafından yaptırılan eserlerin kitabelerinde ve Ulu Cami Vakfiyesinde rastlanmaktadır. Hayatı ve faaliyetleri hakkında yeterli bilgi yoktur.Süleyman Beyden sonra Ahmed Beyi Mengücüklü Divriği Beyliğinin başında görüyoruz.

Daha sonraki dönemlerde çok fazla bilgi yoktur. Moğolların Anadoluyu istila ettiği zamanda,bundan Mengücüklüler de tabii olarak etkilenmiştir.Şöyle ki;İlhanlı hükümdarı olan Abaka Han,1277 tarihinde Divriği önlerine gelir. Abaka,kendisine hürmet edilmek şöyle dursun,halkın neredeyse kendisine sıradan biri gibi davranmasına ve kalelerdeki silahlı muhafızları da sanki kendisine birer tehdit oluşturuyormuş gibi öyle algılayıp sinirlenmiş ve kalenin burçlarının yıkılmasını emretmiştir.Yıkılan kalenin burçlarını devrin Mengücüklü beyi Salih tamir ettirmiştir.

MUHTELİF BİLGİLER

Kaynaklara bakıldığı zaman Mengücüklü Beyliğinde Divriği kolunun adı pek geçmez.Böyle bir kolun varlığını o dönemde yaptırılan önemli mimari eserler ve bastırdıkları sikkelerden anlıyoruz.

k_selcuk23_kale2

KALE CAMİİ

kale-cami-ici

KALE CAMİİ’NİN İÇ KISMI

Mengücüklüler dönemine ait en eski yapı, Şahinşah’ın 576 (1180-1181)’da Divriği’de yaptırdığı Kale Camii’dir. Azerbaycanlı olan Mimar Hasan b. Firuz’un inşa ettiği bu cami, tuğla ve taşın cephede henüz bir arada kullanıldığı çiçekli kûfî, geometrik ve nebatî motiflerin yeniden değerlendirildiği bir şaheserdir.

divrigi-ulu-camii

DİVRİĞİ ULU CAMİİ DARÜŞŞİFASI 

Şahinşah’ın torunu Ahmedşah’ın 1228-1229 yıllarında yaptırdığı Darü’ş-Şifa ile birlikte külliye olarak yaptirdigi Ulu Camii, Divrigi Mengücüklülerinin en büyük eserini teskil eder. Cümle kapisindaki kitabede Alâeddin Keykubad’in adı da yazılı olup Ahmedşah’in onu metbû tanıdığını gösterir. Darü’ş-Şifa ise kitabeye göre Melik Behramşah’in kızı ve Ahmedşah’in hanımı Melike Turan Melek tarafından aynı yıl yaptırılmıştır. Taş mihrabın Anadoluda bu ölçüde zengin başka bir örneği yoktur. Camiden 12 yıl sonra yapılan abanoz minber, Tiflisli Ahmed Ustanın eseridir. Şifahane ise başarılı bir mimari örneğidir. Mimarı Ahlatlı Hürremşahtır. Divriği’de Şahinşah’a ait 592 (1195-96) tarihli türbe halk tarafından Sitti Melik adıyla anılmaktadır. Ancak bu isim muhtemelen Sitti Melike olmalıdır ve Hatun’un kocasından sonra buraya gömülmesinden dolayı bu ad verilmiştir.

Mengücüklü Beyliğinin başkenti bugün Türkiyemizin Erzincan şehrinin ilçesi olan Kemahtır.

Melik Fahreddin Behramşah zamanında devrin meşhur alimlerinden Bahaeddin Veled ile sonradan büyük bir Allah dostu olacak olan oğlu Mevlana Celaleddin’in Erzincan’a geldiklerini haber alınca hemen onları karşılamış,ta’zim’de bulunup ağırlamıştır.Hatta Bahaeddin’in burada kalıp ders vermesi için ona özel medrese bile inşaa ettirmiştir.Ancak Bahaeddin ve Mevlana,Erzincan halkının lüks ve refah içindeki yaşamlarında kendilerini unutacak kadar eğlenceye düşkün olduklarını görür ve burayı terkederler.

Yine devrin meşhur alimlerinden Genceli Nizami’de Mahzenül Esrar isimli eserini Fahreddin Behramşah’a takdim etmiştir.

bahaeddin

SULTAN BAHAEDDİN VELED’İN TEMSİLİ RESMİ

 

YARARLANDIĞIM KAYNAKLAR:

http://www.enfal.de/starih3.htm

Çevik, Adnan, Türkiye Selçuklu Tarihi, Eskişehir:Anadolu Üniversitesi Yayınları

https://tr.wikipedia.org/wiki/Mengüçlü_Beyliği

GÖRSELLERİN KAYNAKLARI:

Harita: https://anadoludakurulanilkturkbeylikleri.weebly.com/menguumlcekler-1080-1228.html

Kale Camii ve İç Kısmı: http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?p=653700

Divriği Ulu Camii Darüşşifası: http://www.dunyabulteni.net/haberler/406737/divrigi-ulu-cami-ve-darussifasi-ziyarete-kapatildi

Sultan Bahaeddin Veled: http://tr.quotpedia.com/quoter/sultan-veled

 

ARA

site Hakkında

TÜRKİYE SELÇUKLULARININ SİYASİ VE SOSYAL TARİHİNİN ANLATILDIĞI, AYRICA SELÇUKLU TARİHİ DIŞINDA MUHTELİF KONULARIN YAZILDIĞI NAÇİZANE BİR BLOG