II.KILIÇ ARSLAN’IN HÜKÜMDARLIĞININ İLK 20 YILI

Kılıç Arslan, hükümdar olduktan sonra ilk işi, kendisine karşı isyan eden Devlet’i ortadan kaldırmak oldu. Bu hadiseden sonra Ankara ve Çankırı’nın meliki olan küçük kardeşi ona isyan etti. Diğer taraftan Danişmendli Sivas meliki Yağıbasan ise Selçuklu ülkesine saldırmak için fırsat kolluyordu ve kardeşlerin mücadelesini fırsat bilerek Kayseri ve havalisini yağmaladı ve şehrin Hristiyan olan halkını kendi topraklarına sürgün etti. Yağıbasan, Şahinşah’ı ve kendi kardeşlerini(Zünnun,Zülkarneyn ve diğer melikler) yanına alarak Kılıç Arslan’a karşı resmen cephe aldı. Kayseri’nin yağmalandığını haber alan Selçuklu Sultanı, süratle Sivas üzerine yürümüştür. Savaşın başlamasına ramak kala her iki tarafın din adamları araya girip Sultanı(Kılıç Arslan) ve Meliki(Yağıbasan) savaştan vazgeçirdiler ve ateşkes yapılmasına önayak oldular. Ancak Yağıbasan daha sonra ateşkesi bozarak Elbistan’ı işgal etti. Kılıç Arslan tekrar ona sefer tertip ettiysede araya yine ulemadan din adamları aracılık edip Sultan’ın gazabını teskin etmeye ve yok yere Türk kanı dökülmemesine çalıştılar. Çabalarının sonucunda Kılıç Arslan ve Yağıbasan arasında Eylül 1155’te antlaşma imzalandı. Kaynaklarda bu antlaşmanın Selçuklu Sultanı’nın lehine olduğu anlatılır. Ancak Sivas melikinin daha önce sürgün ettiği halkı tekrar iade etmesi mevzu bahis olmamıştır.

Anadolu’da bu olaylar vuku bulurken bu taraftan Kilikya Ermenilerinin, Maraş’ı işgal etmesi Sultan Kılıç Arslan’ın buraya hareket etmesine sebep oldu. Zaten daha önce burasının meliki olduğu için bölgeyi çok iyi tanıyordu. Nitekim bölgeye girdiğinde hristiyan ahaliye oldukça iyi davranmış ve topraklarına dönmeye müsaade etmişti. Ermeni Toros ile müzakere eden Sultan, müzakerenin sonunda kendisinin lehine olarak, Toros’un kardeşi Stefan’ın işgal ettiği Pertus kalesini teslim aldı(1157). Hemen ekleyelim; bu olaydan yaklaşık 2 yıl önce Zengi Atabeyi Nureddin Mahmud, Anadolu’daki karışıklıklardan istifade ederek Kasım 1155’te bugünkü Antep ve havalisini(Ayntab,Ra’ban) işgal etti. Daha sonra Kılıç Arslan, Atabey Nureddin’e bir mektup göndererek babası zamanındaki sulha sadık kalmadığını, yağmaladığı toprakları geri iade etmesini istedi. Tahmin edersinizki Nureddin Mahmud, bu talebe olumsuz cevap verdi. Hal böyle olunca Selçuklu Sultanı, Atabey’e karşı Haçlılar, Ermeniler, Danişmendliler’den Zünnun ve Nureddin’in kardeşi Emir Miran ile ittifak etti. Tam bu zamanda Kudüs kralı ve Antakya Haçlıları Nureddin’e saldırınca mecbur işgal ettiği topraklardan geri çekildi. Bu olayda 1157 senesinde meydana gelmiştir.

Türkiye Selçuklu Devleti’nin siyasi, askeri, sosyal ve ekonomik bakımdan güçlenmesi düşmanlarını oldukça tedirgin etmeye başladı. Bu amaçla Bizans İmparatoru Manuel Komnenos, Atabey Nureddin Mahmud Zengi, Danişmendli Melikleri,(Sivas hakimi Yağıbasan, Kayseri hakimi Zünnun ve Malatya hakimi Zülkarneyn) ve Sultan’ın kardeşi Şahinşah aralarında birleşerek Selçuklu Devleti’ne karşı ittifak oluşturdular. Kılıç Arslan, adeta dört bir yandan sarılmış vaziyette idi. Bu sıkıntılı durumdan kurtulmak için diplomasiyi kullanarak ittifakı bozmaktan başka çaresi yoktu. Aynı anda hepsini karşısına alamazdı. Bu amaçla 1160 senesinde Bizans’a barış çağrısında bulundu. Ancak İmparator, Sultan’ı kesin bir şekilde reddetti. Kılıç Arslan bu sefer Yağıbasan ile anlaşmayı denedi. Ona bir zamanlar meliklik yaptığı Elbistan’ı havale etti. Ancak Yağıbasan ittifakı bozmaya yanaşmadı. Elbistan’ı aldığı gibi birde hainlik etti. Sultan Kılıç Arslan, Erzurum Meliki İzzeddin Saltuk’un kızı ile nikâhlanmıştı. Gelin alayı Erzurum’dan Konya’ya doğru yola çıktı. Ancak Yağıbasan’ın gönderdiği adamlar gelin alayını basarak kızı kaçırdılar. Sivas meliki, onu kendi kardeşi Zünnun’a nikâhlamaya kalkıştı. Tabi önceki nikâhın düşmesi gerekiyordu. İşte Yağıbasan, gerçekten kendisine yakışmayan bir hareket sergiledi ve gelini zorla Müslümanlıktan irtidat[1] ettirdi. Gelin yeniden Müslüman olduktan sonra onu zorla Zünnun’a nikâhladılar. Kılıç Arslan, bunu duyunca o kadar çok öfkelenmiştir ki, kaynakların değil benim kendi yorumumdur; herhalde o an dağları delecek gücü kendinde bulmuştur. Çünkü bu olay ona karşı yapılmış çok çirkin ve namussuzca bir hareketti ve kabul edilebilir hiçbir yanı yoktu. Sultan, süratle Sivas’a sefere çıktı ve öfkeyle Yağıbasan’a saldırdı. Ancak O, Bizans’tan yardım almıştı ve ordusu güçlüydü. Kılıç Arslan, maalesef bu savaşta mağlup olmaktan kurtulamamıştır. Zor durumda kaldığı için 1162 yılında İstanbul’a gitmiş ve burada 80 gün kalmıştır. Bizans İmparatoru, ülkesinin meşhur diplomasisini uygulayarak bu sefer Kılıç Arslan’ı desteklemek istedi. Bu yüzden geldiğinde onu görkemli bir merasimle karşılamış, kaldığı zaman boyunca misafirperverliğin kralını göstermiş 🙂  ve ona değerli hediyeler takdim etmiştir. Sultan Kılıç Arslan burada İmparator Manuel ile bir dostluk antlaşması imzaladı. Bu antlaşmaya göre;

  1. Sultan, Bizans İmparatorluğu’nun düşmanlarını düşmanı olarak kabul edecekti.
  2. Sultan, daha önceden fethettiği Bizans şehirlerini geri iade edecekti.
  3. Selçuklu Sultanı, Bizans İmparatoru’nun bilgisi olmadan başka devletlerle hiçbir şekilde antlaşma imzalamayacaktı
  4. Selçuklu Sultanı, Bizans’a gerektiğinde askeri yardım yapacak ve Türkmenlerin akınlarını engelleyecekti.

Şimdi burada Kılıç Arslan’ın ittifakı bozmak için Bizans’a fena halde taviz verdiğini görmekteyiz. Ancak herhalde o devrin şartlarında bunu yapması gerekiyordu. Artık ittifak bozulduğuna göre geriye yapılması gereken belliydi. İçerideki düşmanları teker teker yok etmek!

Sultan, Anadolu’ya geri döndüğünde belki onuru kırılmıştı ancak amacına ulaşma yolunda önemli bir adım atmıştı. İlk iş, en büyük düşman olan Yağıbasan’ın üzerine yürümek oldu. Yağıbasan zaten Kılıç Arslan’ın yokluğunda Harput Artukluları’nı yağmalamış ve şehir halkını sürgüne göndermişti. Selçuklular, 1163 yılında Mardin Artukluları ve Erzenliler ile birlikte Sivas Danişmendli Meliki’nin üzerine yürüdüler. Malatya’da yapılan savaşı Selçuklu tarafı aldı ve şehir yağmalandı. Yağıbasan ise Kılıç Arslan’ın küçük kardeşi Şahinşah’ın yanına kaçtı ve bir yıl sonra onun yanında öldü. Onun ölümü, Sultan Kılıç Arslan’ı son derece rahatlatmıştır.

Sultan’ın bir sonraki hedefi, güneyde Ermeni Toros’un istila ettiği Maraş bölgesini yeniden topraklarına katmak oldu. Elbistan ve Ceyhan’ı aldığı gibi 1169 yılında ani bir harekâtla Kayseri’yi ele geçirdi ve Danişmendli Zünnun’u şehirden kovdu. Zünnun, Yağıbasan’ın ölümünden sonra Kılıç Arslan ile barışmıştı. Muhtemelen Sultan, daha önce kendisine ihanet ettiği için ona güvenmemişti. Son olarak, Ankara ve Çankırı bölgesi meliki olan küçük kardeşi Şahinşah’ın üzerine yürüyen Sultan, onu da hezimete uğratıp bölgeyi topraklarına kattı. Mağlup olan Şahinşah ve Zünnun, Nureddin Zengi’ye kaçarak ona sığınmışlardır. Kılıç Arslan daha sonra 1171 senesinde Malatya’yı kuşattı. Malatya’da o sırada Feridun bulunuyordu. Asıl Melik olan Muhammed’i şehirden atmıştı. Kuşatmaya dayanamayan Feridun, şehri terk ederek Nureddin’e sığındı. Muhammed, Kılıç Arslan’ı metbu tanıyarak Malatya’nın hâkimi oldu. Malatya’nın Selçukluların hakimiyetini jeopolitik açıdan tehlikeli bulan Nureddin, Danişmendli muhalifler(Zünnun, Feridun, şimdiki Sivas hâkimi İsmail), Mardin ve Hasankeyf Artukluları, Şahinşah ve hatta Ermeni prensinin gönderdiği kuvvetlerden oluşan bir orduya kendi birliklerini de dâhil ederek Sivas’a gönderdi(1172). Durumun kendisi için tehlikeli bulan Kılıç Arslan, kuşatmayı kaldırdı ancak 12.000 kişiyi kendi topraklarına sürgün ederek Kayseri tarafına gitti. Sultan, Kayseri’de kaldığı sürece Nureddin ile müzakerelere başladı.  Nureddin, Şahinşah ve Zünnun’a ait toprakların geri verilmesini istemiş, Kılıç Arslan ise sadece kardeşine yıllık 10.000 dinar ödeyebileceğini, ülkesinden kesinlikle bir karış toprak vermeyeceğini beyan etmişti.

Müzakerelerin devam ettiği sırada, müttefik ordusunun kuşattığı Sivas’ta kıtlık baş gösterdi. Şehrin hâkimi olan İsmail ve karısı, depolarında erzak olduğu halde halka hiçbir şekilde yiyecek vermiyordu. Ancak halk açlığa daha fazla dayanamazdı. Bir tek yol kalmıştı: Erzak depolarını ele geçirmek! Nitekim olan oldu ve isyan eden şehir halkı, bir yolunu bulup Melik İsmail ve karısını öldürdüler ve Danişmendli Zünnun’a haberci gönderip onu şehrin hâkimi olmaya davet ettiler(1173). Zünnun, Nureddin’in desteğiyle Sivas hâkimi oldu. Bunun üzerine Kılıç Arslan, Nureddin ile savaşmak için ordusunu hazırladı. İki taraf, aynı sene Haziran ayında karşılaştı. Tam bu sırada Haçlılar, Suriye tarafındaki topraklara saldırdılar. Nureddin, gelişen olaylar üzerine daha önce işgal ettiği Maraş, Göksun, Raban ve Merzuban’ı Sultan Kılıç Arslan’a iade etti. Kılıç Arslan da antlaşma gereği Sivas’ta Zünnun’un hâkimiyetini tanıdı.

Tarihler 1174 yılını gösterdiğinde Nureddin Mahmud Zengi vefat etmişti. Sultan Kılıç Arslan, Yağıbasan’dan sonra önemli bir rakibinden daha kurtulmuş oldu. Hemen harekete geçerek Malatya dışındaki tüm Danişmendli şehirlerini zapt etti. Zünnun ve Şahinşah, Bizans İmparatoru’nun yanına kaçtılar. İmparator, 1175 yılında Selçuklu sınırına asker sevk ettiyse de başarı sağlayamadı. Bu yüzden bizzat sefere çıkmak için hazırlıklara başladı.

DİPNOT[1]: İrtidat, kısaca İslam’da dinden çıkma, dininden dönme olarak tanımlanır. Bunu yapan kimsenin İslam’a yeniden girmesi için tevbe edip tekrar kelime-i şehadet getirmesi gerekir.

YARARLANDIĞIM KAYNAKLAR:

Bezer,  Öğün,  Gülay. Türkiye Selçuklu Tarihi,  Anadolu Üniversitesi Yayınları,  Eskişehir, s.64

Sevim A. , Türkiye Tarihi, Fetih, Selçuklu ve Beylikler Dönemi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1989 s.129

http://www.enfal.de/starih15.htm

https://www.tarihtarih.com/?Syf=26&Syz=373153

http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=250399&idno2=c250275#1

ARA

site Hakkında

TÜRKİYE SELÇUKLULARININ SİYASİ VE SOSYAL TARİHİNİN ANLATILDIĞI, AYRICA SELÇUKLU TARİHİ DIŞINDA MUHTELİF KONULARIN YAZILDIĞI NAÇİZANE BİR BLOG